Daha masum bir haftasonu olabilirdi…
Malum askere gitmeden önce kalan son 4 haftasonum… 4.sü bir dizi olayla bitmek üzere…
Hain Cuma
Cuma günü askerlik şubesi ziyaretim ile başladı. Bildiğiniz gibi artık askerlik ile ilgili yazılarım askerlik.tv‘de.
Bir süredir çektiğim diş ağrısına son vermesi için 6 senedir önünden geçmediğim dişçime gittim. Altıüstü bir doldu yapacağını sanırken diş taşı temizleme ile olaya başladı, kanal tedavi ile bitirdi. Kanal tedavinin ne olduğunu anlattığında gözlerim yuvalarından fırladı, soğuk bir terleme bastı. Ama tahmin ettiğim kadar canım yanmadı. Yine de oyuk ve sızlayan bir dişle bir hafta daha dolaşacağım.
Dişçide canımla uğraşırken, nişanlım aradı. Önce o koltukta, ağzımda binbir türlü aletle açmayayım, çıkınca ararım dedim. Ama ısrarlı telefonlar devam edince acil bir durum olduğunu düşünüp cevap verdim. Konuşma şu:
Serhan: Alo?
Burcu: Canım ne yapıyorsun? Nasıl gidiyor?
S: İyiyim canım, kanal tedavi yapılıyor.
B: Vah vah, geçmiş olsun
Ben çok sıkıldım, akşam iş arkadaşlarımla Taksim’e çıkayım mı? Sen de gel, güzel olur.
S: Peki, ben gelebilir miyim bilmiyorum.
Gibi bir konuşma geçti. O aletler tekrar ağzıma girdi, tekrar işlem başladı ki yapılan işlem dişin içindeki kanalların genişletilmesi için törpülenmesiydi… Yine telefon:
Serhan: Alo?
Nazım: Akşam Taksim’de buluşalım mı?
S: Olur ama şimdi müsait değilim.
N: OK Bye.
Yine aletler, yine törpüleme yine telefon.. Serhan, Burcu, Nazım trio arasındaki bu telefon seranadı 2 saatlik dişçi ziyaretim süresince hiç bitmedi. Taksim’e gidilmeye karar verildi, gidildi. İyi ki de gidildi, gayet güzel bir akşam oldu, hanımı görmüş, içimiz ısınmış, uzun zamandır göremediğimiz arkadaşlarımızla görüşmüş olduk.
Kara Cuma
Hanımın uykusunun gelmesi nedeniyle eve erken dönelim dedik, otoparka yıkamaya bıraktığımız arabamızı aldık. Otoparktan çıkar çıkmaz her zamanki gibi Galatasaray trafiği kiltlendi. Her normal şoför gibi frene basıp durmak istedim. Fakat fren benim bu talebimi hiç umursamadı, oralı olmadı, araba durmadı. Burada motor freni ve el frenine bilinen tüm dualar edildi, fren hidroliği kontrol edildi, herhalde yıkanırken frenler ıslandığı için gevşedi diye düşünüldü ve yola devam edildi.
Fakat nedense o frenler hiç kurumadı. Galatasaray’ı geçtik, Balat’ı geçtik, Maslak’ı geçtik, Sarıyer’e geldik, frenler asiliğinden hiçbişey kaybetmedi ve tüm ‘Durur musun?’ ‘Dur’ ‘Dursana’ ‘Dur ulan!’ ‘Hay…’ taleplerime karşı geldi. Tabii durumun frenlerin ıslanması olmadığı, alenen boşaldığı hatta üzerine bir de sigara yaktığı anlaşıldı.
Ertesi gün askerlik alışverişine gidileceği için cebimizdeki tüm parayı çekiciye bırakmayım, en yakın dostumuz motor freni ile eve döneriz, bize birşey olmaz mantığı ile hanımı ve onun endişeli olduğu kadar uykulu da olan bakışlarını evine bıraktım ve kendi evime döndüm.
Cumartesi günü ‘Allah’a emanet Revisited’ macera filminin çekimleri için tekrar yola düştüm. Hedef Bostancı sanayi. Hem gündüz, hem şehir için trafikte frensiz araba kullanmak zaten tehlikeli. Ama o araba minibüs yolu canavarlarının arasında olunca, üstüne üstlük Bostancı’nın her santimetresinin kazılı olması nedeniyle Küçükyalı üzerinden E-5′e çıkıp Bostancı’ya varmak zorunda kalınca insan kaç buçuktan 4 atacağını şaşırıyor. Uzun lafın kısası, frenin patlamasından sonra 100 kilometre yol yapıldı, araba sanayiye emanet edildi, arızalı fren merkezinin tamir edilmesi ve arabanın eve bırakılması tembihlendi, bir taksiye atlanıp hanımla buluşuldu.
Nişanlı ile Askerlik Alışverişi (!)
Hanımla buluşmamızın nedeni hem güzel Cumartesi günümüzü birlikte geçirelim, hem askerlik için 3-5 parça birşeyler alalım cin fikriydi. Eminönüne gittik. Hanım, ben, kayınvalide.
Ama hiç askerlik aşışverişi havamız yoktu. Ben radyolu kol saati, para kesesi, cici yeşil donlar, traş takımları hayalleri ile gittiğim Eminönü’nden elimde düdüklü tencere, fritöz, tost makinası ve masa örtüsü ile döndüm. Neye uğradığımı hiç anlamadım. Hanımla kendi evimize birşeyler aldığımız, onun güzel yüzündeki mutluluğu gördüğümden olacak yine mutlu mesut ve gururlu bir şekilde eve geldim… En kötü günümüz böyle olsun
Bu haftasonu neler öğrendik?
- Çürüyen diş, çürük farkedildiği saniye dişçiye götürülmeli. Yoksa kanal tedavi yapılır
- Diş taşı kötü birşeydir
- Bizim hanım saat 5′te gezmek için ne kadar hevesli olursa olsun, haftaiçi en geç 9′da sonsuz uykusu gelir
- Arabaların iyi ki freni var
- Askerlik alışverişine sap veya en az sizin kadar sap başka bir arkadaşınızla çıkmanız lazım
- Arabaların iyi ki freni var
- Eminönü’nde sadece teknolojik aletler değil, ev aletleri de ucuz
- Nişanlımı çok seviyorum ve çok mutluyum
- Arabaların iyi ki freni var