Google
 
September 15th, 2005

Masaüstünde huzur: Ubuntu Linux

Posted by serotizm in Teknoloji

Windows’tan vazgeçeli zaten yıllar oldu. Ama ondan çok amanUbuntu Linux Logo aman farkı olmayan RedHat ve türevi Fedora Core‘u, RedHat 8 zamanından beri kulanıyorum. RedHat her sürümünde daha bir Windows’a yaklaştı. Çalışmayan kısımlar arttı, bilgisayarı daha fazla kasmaya, daha çok kaynak istemeye başadı.

2 senedir Debian veya türevi bir dağıtıma geçmek istiyordum ama RedHat üzerinde o kadar çok veri biriktirmişim ki bu iş benim korkulu rüyam oldu… 

Geçen akşam Skyblue kardeşimin verdiği gazla Debian üzerinde geliştirilen Ubuntu‘ya bir göz attım. Tek CD olduğu için indirip VMware‘e kurup bir deneyeyim dedim. Pek başarılı bir kurulum olmadı.

Rahatlama başlıyor…

Ama yine de gözümü karartıp makinayı yeniden kurmaya karar verdim. Başlarken kafamdaki en büyük soru işareti grafik tabanlı bir kurulumun olmamasıydı. İşler çok karışabilirdi. Başka bir soru ise kablosuz ağ kartını tanıyıp tanımayacağıydı. Korktuğum başıma gelmedi. Ben hayatımda böyle kolay kurulum görmedim. Ne Windows’ta ne Fedora’da gördüm. Sadece kullanacağınız dili, klavyeyi, hangi ülkede olduğunuzu seçiyorsunuz. Kablosuz ağ ayarları için ağ adını (SSID) ve şifresini (WEP) istiyor. Kendi kendine paketleri kopyalıyor, bilgisayarı kapatıp tekrar açıyor ve paketleri kuruyor. Anında Ubuntu’yu kullanmaya başlıyorsunuz… Tek CD’den kurulmuş olmasına rağmen ortalama bir ofis bilgisayarında olması gereken herşey kurulmuş oluyor. Sonuç olarak yarım saatten biraz daha uzun bir zamanda Fedora yerini tam olarak çalışan bir Ubuntu sisteme bıraktı ve eski hiçbir ayarımı kaybetmedim.

Peki hayatımızda ne değişti?

En başta Ubuntu (ve tabii ki Debian) düzgünlüğü ve kararlılığı ile nam salmış Linux dağıtımları. Şanına uygun olduğunu 5 dakika içinde anlıyorsunuz. Menuler çok derli toplu. Gereksiz uygulamalar yok. Hayret uyandıran bir performansı var.

Biraz daha detaya girersek… Fedora’da Samba ile bir Windows ağına bağlanmayı hiçbir zaman becerememiştim. Ayarları yaptığınız zaman bile Fedora (haliyle RedHat) ağa dahil olamıyordu. Ubuntu ile sadece Places menüsü altından Network Servers‘a tıkladım.  Çalışma grubunun adını, kullanıcı adını ve şifresini yazdım ve ağdaki tüm bilgisayarlar karşıma geldi. Windows ağında olan bir yazıcıya da aynı rahatlıkla uzaktan eriştim.

Benim için başka bir kritik nokta, uzaktaki sunucuları makinama bağlayabilmekti. Ubuntu’da bir FTP sitesini, Windows paylaşımını veya bir SSH, WebDAV alanını sisteminize bağlayabiliyorsunuz. Evet Redhat ve Fedora da bunu sunuyordu ama çalıştığını görmedim. Ubuntu bunları bağlıyor ve makinayı yeniden başlattığınızda unutmuyor.

Debian’ın dillere destan paket yönetimi apt’ı da kullanınca çok takdir ediyorsunuz. İstediğiniz paketi apt-get install PAKETADI diyerek sisteme yükleyebiliyor veya remove komutu ile kaldırabiliyorsunuz. Tüm sistemi veya istediğiniz paketi güncellemek tek satırlık komutlar ile veya Synaptic Paket Yöneticisi ile mümkün. Bunların RedHat’te karşılığı Yum… Tabii sinirleriniz kaldırırsa…

Eskiden en muzdarip olduğum konu, Firefox’ta bir pop-up pencere açılırken sistemin 2-3 saniye kasılmasıydı. Ubuntu’da başıma gelmedi.
Fedora’da çalışmayan, makinamın ACPI özelliği çalışmaya başladı.
Fedora’da projektöre bağlayamadığım makinam artık çatır çatır duvara görüntüyü yansıtıyor.

Bana çok ilginç gelen bir özellik, ne kurulum aşamasında ne de sonrasında sistemin root kullanıcıya ait şifreyi bilmemeniz. root yetkisi gerektiren uygulamalar çalışırken de kendi şifrenizi giriyorsunuz. Terminalde root yetkisine ihtiyacınız olduğunda, komutu sudo ile çalıştırıyorsunuz. Bu hem iki şifreyi aklınızda tutmanızı engelliyor hem de sizi hızlandırıyor.

Hiç mi zorluk yaşamadık? O kadar da değil…

Tabii ki yaşadığım birkaç zorluk oldu…

Birisi benim için kritik olan (siteleri Internet Explorer ile test etme zorunluluğundan) VMware’i kurarken ufak bir sıkıntı çektim. vmware-config.pl sistemde kurulu olan gcc versiyonu ile kernel’in derlendiği gcc versiyonu birbirini tutmadığı için çalışmıyordu. Çözüm çok basit:
export CC=/usr/bin/gcc-X.X
X.X, kernel’in derlendiği gcc versiyonunu ifade ediyor. apt-get ile o versiyondaki gcc’yi rahatlıkla kurabilirsiniz. VMware bunun dışında bir sorun çıkartmıyor.

Internet bağlantısında ofisteki modemle bir sorun yaşamadım. Ama evdeki modemde eskinden beri bir DNS sorunum vardı. Ubuntu’yu kurduktan sonra, girdiğim DNS sunucuların adresleri birkaç dakika sonra kayboluyordu. Ama /etc/dhcp3/dhclient.conf dosyasına aşağıdaki satırı ekledikten sonra DNS sorunu yaşamadım. Fedora ile makinayı her başlattığımda DNS sunucuları tekrar girmek zorunda kalıyordum.
supersede domain-name-servers 195.175.37.14,195.175.37.69,212.175.13.116,195.175.37.114;

home klasörümü Fedora’dan taşıdığım için, Thunbird ayarlarım .thunderbird klasöründe idi. Ubuntu’da ise bu klasörü .mozilla-thunderbird yapmanız gerekiyor.

Sorun dediklerim topu topu bu kadarcık… Bunları halletmek de bir iş değil zaten.. 

Sonuç…

Netice itibariyle Ubuntu çok başarılı bir dağıtım olmuş. Harika bir performans, çok kolay yönetim, çok geniş paket desteği…
Windows’tan Linux’a geçmeyi düşünüyorsanız rahatlıkla kullanabilirsiniz. Eğer Linux dağıtımınızdan memnun değilseniz Ubuntu’yu şiddetle tavsiye ederim…

Bu hayırlı işe vesile olan Enver Altın’a teşekkürler… 

September 10th, 2005

eskisi.. yenisi…

Posted by serotizm in Ofis Yaşamı

Bugün neyin üzerine bilmiyorum ama eski çalıştığım şirketimde ne kadar çok şey öğrendiğimi birkez daha farkettim. Sadece mesleğimle ilgili teknik konularda değil, hayata, işe bakış açısı ve düşünme mantığımın değişmesini sağladı Parkyeri…

Düşünüyormuş gibi yapmakla, gerçekten düşünmenin farkını, sorunlara bodoslama dalmak yerine neden oluştuğunu anlamaya çalışmak ve kökünden nasıl çözebileceğimi öğrenmişim. Problemlere adım adım ve anlayarak çözüm getirebiliyorum artık. Eskiden birşeyi doğru yapsam bile nasıl yaptığımı bilmezdim…

Teknik açıdan da bana çok şey katmış. Parkyeri’nden önce çok iyi PHP bildiğimi sanıyordum ve aslında tek bildiğim dil PHP idi. Orada bol bol Perl, Mason, JavaScript, biraz Java, biraz PL/SQL kullandım.

Şimdi baktığım zaman aslında sadece bu dilleri değil, programlama mantığını anladığımı farkediyorum. Bu sayede yeni işimde ilk defa gördüğüm ASP kodlarına kolayca müdahele edip geliştirme yapabiliyorum.

Yanlış anlama olmasın, kendimi övmeye çalışmıyorum. Bir şirketin, bir insanın ne kadar çok yol katettiğini anlatmaya çalışıyorum sadece.

Orada bütün bu tecrübenin yanında çok güzel dostluklarım da oldu. Gerçekten iyi bir ekiple çalıştım. Bunlar için teşekkür etme fırsatım olmadı pek. Onların gıyabında teşekkür ederim.

İş konusunda şansım yaver gidiyor ki yine bana çok şey katabilecek, güzel bir ortamda çalışıyorum. Teknik olarak yeni şeyler öğreniyorum. Hiç girmediğim alanlara giriyorum. Hatta eskiden el atmaya korktuğum alanlara el atıyorum. Yeni bir şirket olması da benim için avantaj. Zira bu dönemde yaşadığımız tecrübeler, yoğunluk gelişmemizde önemli rol oynuyor. Daha önce öğrendiklerimi kullanabileceğim bir sürü alan var. Bunlar güzel şeyler.

Netpia’da bana en ilginç gelen iki nokta var;

Bunlardan birisi, ben hayatımda bu kadar kompleksiz bir grupla çalışmadım. Kimse kimseyi ezmeye, kimse egosunu tatmin etmeye çalışmıyor. Çözemediğim bir yapı var. Herkes birbirine çok yakın ama bir o kadar saygılı ama bir o kadar da olumlu.

İkincisi de herkes işi kendi işi gibi benimsiyor. Çoğu şirkette insanlar üstlerinin baskısıyla iş yapar. Burada öyle birşey yok. Herkes elindeki işi gerçekten isteyerek yapıyor, çözene kadar da çabalıyor.

İşin bazen çok yoğun olmasına rağmen sinirin stresin sıfırın altında olduğu bir ortam.

Gecenin bir vaktinde bunları neden yazdım bilmiyorum… Bilgisayar başında otururken içimden geldi…

Parkyeri mobil sektörün en iyi şirketlerinden birisi ve çok önemli proejelere imza atıyor. Burada çalışmaktan gurur duydum. Eğer ilginizi çekerse Secret CV‘deki ilanlarına göz atın.
Netpia daha çok yeni bir şirket olmasına rağmen inanılmaz bir başarı yakaladı. Türkiye için önemli olduğuna inandığım bir iş yapıyoruz. Şu anda Netpia’da çalışmaktan da gurur duyuyorum ve büyük keyif alıyorum.

Durum böyleyken böyle… Umarım herkes benim kadar şanslı olur iş konusunda… 

September 10th, 2005

Internet Explorer!?&%*!

Posted by serotizm in Teknoloji

Siteme Internet Explorer ile ilk defa baktım.

Karakterler ve resim galerisi sayfası bir acaip gözüküyor. Düzeltmek zor değil ama özellikle düzeltmek istemiyorum. Yıllardır Internet Explorer ve benzeri ürünlerden çektiklerim canıma tak etti.

İş hayatında ürettiğim projelerin tabii ki Internet Explorer desteği olması gerekiyor. Hala -nedense- çoğu insan Internet Explorer kullanıyor. Ama kendi sitemde çok insan gelsin, herkes görüntülesin diye bir kaygım olmadığı ve Firefox’un hastası olduğum için MS IE desteklemeyeceğim.

Söylediğim gibi, kendisinden çok çektim… Diğer bütün sorunları bırakın, daha bir HTML kodunu doğru dürüst işleyip gösteremiyor… JavaScript desteği konusunda inanılmaz kötü ve düşük bir performansa sahip. Hatta tuhaf böcekleri (a.k.a. bug) var. Mesela bazı JavaScript kodlarını iki kere çalıştırıyor..

Tuhaf bir ürün…
Çok uzun zamandır Linux’umla mutluyum…

September 6th, 2005

İstanbul’da Araba Kullanmak…

Posted by serotizm in Genel

Araba kullanmayı her Türk delikanlısı gibi severim :) Ama bugün farkettim ki İstanbul trafiğinde, akşamları ayık kafayla araba kullanmak çok meşakkatli bir iş…

Sarıyer’den Erenköy’e gelene kadar (bilmeyenler için mesafe 35 km) Ahmet Vardar moduna girip şöyle bir dikkat ettim:

  • Eğer arkanızdan gelen Doğan’ın sis farları yanıyorsa yol verin geçsin. Muhtemelen içinde 4-5 "harbi delikanlı" (ki bazılarına halk arasında dallama diye tabir ederiz) kafa bir dünya başka alanlardaki komplekslerini tatmin etmek için yola çıkmışlardır. Altlarındaki Türk mucizesi Ferrari sandıkları aletin tüm sınırlarını zorlamak için and içmişlerdir. Eğer tepeniz çok atarsa, çaktırmadan sıkıştırın. Eğer kasti yaptığınızı anlarsa arbede çıkabilir. Sakin olun. Akıllı manevraların ve makasların kasti olduğunu anlayacak kadar zeki değiller. - Sarıyer sahil -
  • İleride bir  kavşak varsa,  tali yoldan anayola giren araçlara yol verin. Muhtemelen tek şeritlik tali yolda, diğer araçları sollamaya çalışan ama ilerideki virajda savrulacağını kestiremeyen, dolayısı ile 3 şeritlik yolun 3 şeritine birden tecavüz eden bir aklı evvel olacaktır. Bulaşmayın, yavaşlayın - Maslak -
  • Hangi kimyasal maddenin etkisinde olduğunu bilmediğiniz bir taksi, 3 şeritlik yolun en solundan 40 km/saat ile ilerlemekte inat ediyorsa önce kibarca selektör yapın. Hala kafası basmadıysa tekrar şansınızı deneyin. Yok hala inat ediyorsa efendi efendi sağından geçip üzerine direksiyon kırın - Levent… Gerilim tırmanıyor -
  • Arkanızdaki uzakdoğu imalatı araç, şehrin göbeğinde uzun farlarını yakmış arkanızdan geliyorsa bırakın geçsin. Sonra tam arkasında girip siz de uzun farlarınızı yakın - Boğaz Köprüsü -
  • 120 km/saat ile orta şeritten giderken ve ilerideki çıkıştan çıkmak üzere sağa sinyal verdiğiniz ve geçmeye hazırlandığınız anda bir taksi 140 km/saat ile sağınıza dalarsa hiç istifinizi bozmayin, içinizden beddua edin - 1. Çevreyolu, E5 çıkışı -
  • Önünüzdeki araç yeşil ışığa yetişmek için gaza basıp ışığı geçer geçmez frene asılabilir. Dikkat edin. O hızlı gidiyor diye ona ayak uydurmaya çalışmayın - Göztepe -
  • Herşey bitti, eve geldik dediğiniz anda, apartmanın otoparkında kalan son parkyerine başka bir aracın tecavüz ettiğini ve iki araçlık yer kapladığını görürseniz yanına milimetrik olarak parkedin. İyice sıkıştırın ki sabah işe gitmek için aracını çıkartmaya çalışırken zorlansın veya çıkartamayıp sizin uyanmanızı beklesin. İnadına o sabah biraz daha fazla uyuyun - Erenköy -

Yukarıdaki tavsiyelerimi uygularsanız o şehir magandalarından birisi olacağınızı unutmayın. Anlık sinirinize yenilmeyin. Hatasını gördüğünüz her aracı 154′e bildirin. Genellikle duyuru yapıp polise denk geldiği yerde durduruyorlar.

Eğer dişli bir rakibe denk gelirseniz çok absürd olaylar yaşayabilirsiniz. Vakti zamanında Caddebostan sahilde üzerime direksiyon kıran Kartal’a korna çaldığım için adam arabama saldırmıştı. Yaklaşık iki sene önce Boğaz Köprüsü - E5 çıkışı arası kapıştığım minibüsten birisi arabama ateş edip şoför tarafındaki kapının kilidinden vurmuştu.

İstanbul’da araba kullanırken tetikte olun. Herkesi deli kabul edin. Bulaşmayın, bulaşacaksınız ondan daha iyi araba kullandığınızdan ve dersini vereceğinizden emin olun. Size yapılmasını istemediğiniz hareketleri siz de yapmayın. Cinsel hayatınızdaki eksikleri trafikte kapatmaya çalışmayın. İkisi birbirinden çok ayrı dünyalar… 

September 3rd, 2005

Koreliler neye şaşırır?

Posted by serotizm in Ofis Yaşamı

Serhan&JayArtık biliyorsunuz, 2 hafta boyunca Kore Netpia’dan 10 kişiden oluşan bir ekip misafirimizdi. İşlerimizin çok yoğun olmasından sebep birlikte bol vakit geçirdik. Hep çalışmakla olmuyor bu işler, arada biraz da gezdik, eğlendik.

Bizden çok farklı değil Kore milleti. Alışkanlık ve davranışları bize çok benziyor. İlk defa gelenler bile gayet rahat uyum sağladı memlekete. Ama Türkiye’de çok şaşırdıkları bazı şeyler var tabii:

Bülent Ersoy’u çok çirkin buldular. Eskiden erkek olduğunu söylediğimde dumura uğradılar. Nasıl bu kadar ünlü olduğunu merak ettiler. Tuğba Özay’ı çok çirkin buldular ki sonuna kadar katılıyorum.

İlk akşam her Türk’ün ülkesine gelen her yabancıya yaptığı gibi rakı içmeye götürdük. Çoğu önce içki içmek istemediklerini söyledi. Karşı olduklarından Toplucadeğil, yol yorgunu olduklarından. Başta 1-2’si dışında kimse rakı istemedi. Biz kadehlerimizdeki rakıya su ekleyip de rakı beyazlaştığı zaman Jay (bkz. ilk resim) bir çığlık attı. Nasıl olduğunu çok merak etti. İçmeye karar verdi, çok hoşuna gitti. Anasonun İngilizcesi’ni bilmediğim için nasıl yapıldığını anlatamadım :)  

Boğaz’a hayran kaldılar. Önce nehir sandılar. Deniz olduğunu söylediğimizde çok şaşırdılar. Ama üzerinde sadece 2 köprü olmasına ayrıca hayret ettiler. Onlarda büyük bir akarsu varmış. Üzerinde en az 10 köprü varmış. Sayısını bilmiyorlar bile. 15 milyonluk şehirde 2 köprü nasıl yetiyor, mümkün değil dediler. Zaten yetmiyor, işe gidip gelmek günde 3 saatimizi alıyor dedik. Üzüldüler.

Ortalama bir internet kullanıcısının evde 256K ile internete erişmesine de hayret ettiler. Hangi devirdeyiz dediler. John’un evinde 10megabit’lik bağlantı varmış. Ayda 30EUR ödüyormuş sınırsız kullanıma. Hoş, sınırlı kullanım diye birşeyden de haberleri yok ya… İki saat 10 megabit ile neler yapılabileceğini anlattı. Yok şöyle film indirirmiş de böyle upload yaparmış. Biliyoruz güzel kardeşim ama yok işte.. Eldeki imkanlar bu kadar. Ancak 256K. O da çıktı diye çok sevindik, ayda 50 milyon bayılıyoruz. Hava atma…

Hoş insanlar vesselam.. Ama Türkiye’de hep şaşkın dolaştılar… 

September 2nd, 2005

Piranha - Salaş…

Posted by serotizm in Mekanlar

Arasıra gitmekten çok keyif aldığım mekanlardan birisi Piranha… Son derece salaş biryer. Hatta dökülüyor diyebiliriz. Ama aynı derecede de rahat bir mekan. Genelde eş dost toplanıp gelir. Tek başına gelip bir yandan içip bir yandan bunalımdan bunalıma koşan arkadaşları çok sık görürüz.

Türkçe MP3 çalıyorlar. DJ arkadaşın ruh haline göre müzik bazen pop oluyor, bazen rock bazen özgün müzik. Gittiğinizde Ahmet Kaya’yı, Cem Karaca’yı, Fikret Kızılok’u en az bir kez duyacağınızın garantisini veririm. Onların dışında artık Sezen Aksu mu çıkar, Candan Erçetin mi yoksa Kızılırmak mı tamamen şansınıza kalmış.

Çalışanlar sizinle çok fazla yüzgöz olmaz. Ama yine de sıcaktırlar. İçki son derece ucuz. Bira 2.5 milyon,  Votka Redbull 8 milyon ve Redbul’u kutu ile getiriyorlar.

İstiklal Caddesi’nden aşağı inerken, solda Mc Donald’sı görürsünüz. Hemen yan sokağına girin. Biraz ilerideki sokaktan sola sapın ve solunuzda minik tabelasını ve kapısını göreceksiniz.

İçeri girince ön tarafta, balkon gibi kısımda oturmanızı tavsiye ederim… 

September 2nd, 2005

Skype - ICQ’dan Sıkılanlara

Posted by serotizm in Teknoloji

Çok uzun zamandır ICQ’dan illallah demiştim. Arama yapmasını öğrenen seleme (slm) diye dadanıyor başınıza. Onları savmaya çalışmaktan iş yapamaz hale geliyorsunuz.

MSN deseniz kendimi bildim bileli kanım ısınmadı. Hem tanıdık çok, konuşmaya başlayan susmuyor, hem Microsoft ürünü

En sonunda mutluluğu Skype ile buldum :) Eğer benzeri mesajlaşma uygulamalarını chat yapmak için değil de belli bir konuda konuşmak, çok fazla rahatsız etmemek, edilmemek istiyorsanız gayet işe yarar bir uygulama. Asıl öne çıktığı nokta ise telefon hadisesi. Web sitesinden kontor satın alarak hem çok ucuza hem de çok iyi bir kalite ile konuşabiliyorsunuz. Skype ile normal telefonları da aramak mümkün (müş, zira ben denemedim).

 Skype’nin çok tatlı bir arayüzü var. İkonları gayet güzel duruyor. Arama yapmak, ICQ, MSN tarzında konuşmak, biraz önce söylediğim gibi telefon etmek, aranmak mümkün.

Web sitelerinde hem Windows hem Linux versiyonlarını dağıtıyorlar. Telefonla konuşmayacaksanız tamamen bedava. Rahatsız edici reklamı, banner’ı vs yok. Profilinize resim ekleyebiliyor, web sitesi, cinsiyet vs gibi detayları belirtebiliyorsunuz. Birisi ile konuşurken bu detaylar konuşma penceresinin sağ tarafında görünüyor.

Detaylı bilgi için: www.skype.com