Masaüstünde huzur: Ubuntu Linux
Windows’tan vazgeçeli zaten yıllar oldu. Ama ondan çok aman
aman farkı olmayan RedHat ve türevi Fedora Core‘u, RedHat 8 zamanından beri kulanıyorum. RedHat her sürümünde daha bir Windows’a yaklaştı. Çalışmayan kısımlar arttı, bilgisayarı daha fazla kasmaya, daha çok kaynak istemeye başadı.
2 senedir Debian veya türevi bir dağıtıma geçmek istiyordum ama RedHat üzerinde o kadar çok veri biriktirmişim ki bu iş benim korkulu rüyam oldu…
Geçen akşam Skyblue kardeşimin verdiği gazla Debian üzerinde geliştirilen Ubuntu‘ya bir göz attım. Tek CD olduğu için indirip VMware‘e kurup bir deneyeyim dedim. Pek başarılı bir kurulum olmadı.
Rahatlama başlıyor…
Ama yine de gözümü karartıp makinayı yeniden kurmaya karar verdim. Başlarken kafamdaki en büyük soru işareti grafik tabanlı bir kurulumun olmamasıydı. İşler çok karışabilirdi. Başka bir soru ise kablosuz ağ kartını tanıyıp tanımayacağıydı. Korktuğum başıma gelmedi. Ben hayatımda böyle kolay kurulum görmedim. Ne Windows’ta ne Fedora’da gördüm. Sadece kullanacağınız dili, klavyeyi, hangi ülkede olduğunuzu seçiyorsunuz. Kablosuz ağ ayarları için ağ adını (SSID) ve şifresini (WEP) istiyor. Kendi kendine paketleri kopyalıyor, bilgisayarı kapatıp tekrar açıyor ve paketleri kuruyor. Anında Ubuntu’yu kullanmaya başlıyorsunuz… Tek CD’den kurulmuş olmasına rağmen ortalama bir ofis bilgisayarında olması gereken herşey kurulmuş oluyor. Sonuç olarak yarım saatten biraz daha uzun bir zamanda Fedora yerini tam olarak çalışan bir Ubuntu sisteme bıraktı ve eski hiçbir ayarımı kaybetmedim.
Peki hayatımızda ne değişti?
En başta Ubuntu (ve tabii ki Debian) düzgünlüğü ve kararlılığı ile nam salmış Linux dağıtımları. Şanına uygun olduğunu 5 dakika içinde anlıyorsunuz. Menuler çok derli toplu. Gereksiz uygulamalar yok. Hayret uyandıran bir performansı var.
Biraz daha detaya girersek… Fedora’da Samba ile bir Windows ağına bağlanmayı hiçbir zaman becerememiştim. Ayarları yaptığınız zaman bile Fedora (haliyle RedHat) ağa dahil olamıyordu. Ubuntu ile sadece Places menüsü altından Network Servers‘a tıkladım. Çalışma grubunun adını, kullanıcı adını ve şifresini yazdım ve ağdaki tüm bilgisayarlar karşıma geldi. Windows ağında olan bir yazıcıya da aynı rahatlıkla uzaktan eriştim.
Benim için başka bir kritik nokta, uzaktaki sunucuları makinama bağlayabilmekti. Ubuntu’da bir FTP sitesini, Windows paylaşımını veya bir SSH, WebDAV alanını sisteminize bağlayabiliyorsunuz. Evet Redhat ve Fedora da bunu sunuyordu ama çalıştığını görmedim. Ubuntu bunları bağlıyor ve makinayı yeniden başlattığınızda unutmuyor.
Debian’ın dillere destan paket yönetimi apt’ı da kullanınca çok takdir ediyorsunuz. İstediğiniz paketi apt-get install PAKETADI diyerek sisteme yükleyebiliyor veya remove komutu ile kaldırabiliyorsunuz. Tüm sistemi veya istediğiniz paketi güncellemek tek satırlık komutlar ile veya Synaptic Paket Yöneticisi ile mümkün. Bunların RedHat’te karşılığı Yum… Tabii sinirleriniz kaldırırsa…
Eskiden en muzdarip olduğum konu, Firefox’ta bir pop-up pencere açılırken sistemin 2-3 saniye kasılmasıydı. Ubuntu’da başıma gelmedi.
Fedora’da çalışmayan, makinamın ACPI özelliği çalışmaya başladı.
Fedora’da projektöre bağlayamadığım makinam artık çatır çatır duvara görüntüyü yansıtıyor.
Bana çok ilginç gelen bir özellik, ne kurulum aşamasında ne de sonrasında sistemin root kullanıcıya ait şifreyi bilmemeniz. root yetkisi gerektiren uygulamalar çalışırken de kendi şifrenizi giriyorsunuz. Terminalde root yetkisine ihtiyacınız olduğunda, komutu sudo ile çalıştırıyorsunuz. Bu hem iki şifreyi aklınızda tutmanızı engelliyor hem de sizi hızlandırıyor.
Hiç mi zorluk yaşamadık? O kadar da değil…
Tabii ki yaşadığım birkaç zorluk oldu…
Birisi benim için kritik olan (siteleri Internet Explorer ile test etme zorunluluğundan) VMware’i kurarken ufak bir sıkıntı çektim. vmware-config.pl sistemde kurulu olan gcc versiyonu ile kernel’in derlendiği gcc versiyonu birbirini tutmadığı için çalışmıyordu. Çözüm çok basit:
export CC=/usr/bin/gcc-X.X
X.X, kernel’in derlendiği gcc versiyonunu ifade ediyor. apt-get ile o versiyondaki gcc’yi rahatlıkla kurabilirsiniz. VMware bunun dışında bir sorun çıkartmıyor.
Internet bağlantısında ofisteki modemle bir sorun yaşamadım. Ama evdeki modemde eskinden beri bir DNS sorunum vardı. Ubuntu’yu kurduktan sonra, girdiğim DNS sunucuların adresleri birkaç dakika sonra kayboluyordu. Ama /etc/dhcp3/dhclient.conf dosyasına aşağıdaki satırı ekledikten sonra DNS sorunu yaşamadım. Fedora ile makinayı her başlattığımda DNS sunucuları tekrar girmek zorunda kalıyordum.
supersede domain-name-servers 195.175.37.14,195.175.37.69,212.175.13.116,195.175.37.114;
home klasörümü Fedora’dan taşıdığım için, Thunbird ayarlarım .thunderbird klasöründe idi. Ubuntu’da ise bu klasörü .mozilla-thunderbird yapmanız gerekiyor.
Sorun dediklerim topu topu bu kadarcık… Bunları halletmek de bir iş değil zaten..
Sonuç…
Netice itibariyle Ubuntu çok başarılı bir dağıtım olmuş. Harika bir performans, çok kolay yönetim, çok geniş paket desteği…
Windows’tan Linux’a geçmeyi düşünüyorsanız rahatlıkla kullanabilirsiniz. Eğer Linux dağıtımınızdan memnun değilseniz Ubuntu’yu şiddetle tavsiye ederim…
Bu hayırlı işe vesile olan Enver Altın’a teşekkürler…


Çok uzun zamandır ICQ’dan illallah demiştim. Arama yapmasını öğrenen seleme (slm) diye dadanıyor başınıza.
Onları savmaya çalışmaktan iş yapamaz hale geliyorsunuz.